ABD ve Rusya Gürcistan’da karşı karşıya

Son birkaç hafta içinde Gürcistan, ABD’nin teröre karşı verdiği savaşın kapsamı içine alınan son ülke olarak bütün dikkatleri üzerine çekiyor. Yaklaşık iki yüz kişilik ABD askeri özel birliği Gürcistan anti–terör birliklerini eğitecek ve Gürcistan’ın Çeçenistan sınırında bulunan Pankisi Vadisi’ndeki durumla daha etkili bir şekilde uğraşabilmesi için gerekli askerî teçhizatı sağlayacak.

Gürcistan, Pankisi Vadisi’ni kontrol edemiyor ve 1.500 Çeçen ya da yabancı savaşçının, Çeçenistan’daki savaştan kaçarak bu vadide yaşayan 5.000–8.000 kişilik mülteci grubuna karıştığı düşünülüyor. Bu savaşçıların içinde el–Kaide mensubu Arapların da bulunduğu tahmin ediliyor. Fakat tüm bunlara rağmen, bu konudaki istihbarat bilgileri çelişkili, bulgular zayıf ve genellikle de politik içerikli. Gürcistan istihbarat kaynakları ise, özellikle Mısır’dan gelen radikal İslamî grupların Gürcistan’da aktif olarak görüldüğünü doğruluyor.

Amerika’nın girişimi duyurulur duyurulmaz da çelişkili bazı seri olaylar yaşanmaya başlandı. 25 Şubat’ta Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze’nin en yakın danışmanı ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Nugzar Sacaya intihar etti. Sacaya, Pankisi konusuyla en yakından ilgilenen yetkililerden biriydi.

Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Duma’nın bazı yetkilileri, ayrılıkçı Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyabileceklerini açıklarken, Abhaz yetkililer de Rusya’ya katılma konusunda planlar ortaya koydular. Fakat Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin Gürcistan’da askerî rol oynamasına bir itirazı olmadığını “Eğer ABD Orta Asya’da kalabiliyorsa, neden Gürcistan’da kalmasın?” şeklinde sürpriz bir açıklama yaptı. Bununla beraber, Rusya’nın gaz şirketi Itera, borçları yüzünden Gürcistan’a artık gaz verilmeyeceğini duyurdu. Geçmişte de Rusya siyasi kriz anlarında gazı keserek, Gürcistan’a baskı yapma yolunu seçmişti.

Bu olaylar iki ana soruyu gündeme getiriyor. Birincisi, Neden ABD şimdi müdahale ediyor ve ABD’nin rolü ne olacak? İkincisi, Rusya’nın gerçek duruş noktası nedir?

ABD’nin bu kararının arkasında yatan sebepler önemli; çünkü Filipinler’in aksine Gürcistan’da önemli ve ispatlanmış bir el–Kaide varlığı yok. Terörizm tehlikesi oluşturan ülkeler içinde Gürcistan’ın açık bir önceliği yok. Bu sebeple ABD’nin aldığı karara daha geniş stratejik bir çerçevede ve Gürcistan’daki son gelişmelerle bağlantılı olarak bakılmalıdır. ABD’nin, Kırgızistan’la yapılan uzun süreli askeri üs anlaşmasıyla da, Orta Asya’daki askeri varlığı yeni stratejik durumlar oluşturdu ve ABD açısından Kafkasların önemini artırdı.

Bölgenin enerji kaynakları ve coğrafi konumundan kaynaklanan önemi zaten biliniyor; ama 11 Eylül’den beri ABD uçaklarının Avrupa’dan Orta Asya’ya ve Afganistan’a gitmek için kullandığı tek hava koridoru Gürcistan ve Azerbaycan üzerinden geçiyor. ABD, Orta Asya’daki askeri üslerini Rusya, Çin ya da İran üzerinden besleyemeyeceği için, bu ya Pakistan–Afganistan ya da Türkiye–Gürcistan–Azerbaycan koridoru olmak zorundadır. Bu her iki bölgenin de istikrarsız karakterleri düşünüldüğünde, ABD sadece tek bir koridora bağımlı olmaktan kaçınmak istiyor. Ve Gürcistan’ın Azerbaycan’dan daha zayıf olması, Gürcistan’daki istikrarın desteklenmesini zorunlu kıldı.

İkinci faktör ise, Gürcistan politikasındaki son değişiklikler. Birkaç ay önce çıkan hükümet krizi içişleri ve güvenlik bakanlarının istifalarına sebep olmuştu. Bu iki bakanın da Pankisi Vadisi’ndeki suç oluşumlarıyla –her türlü kaçakçılık için bölgenin açık pazar olmasına izin vermeleri– direkt bağlantılarının olduğu düşünülüyor.

Bu şartlar altında ABD’nin bu iki bakanla işbirliği yapması mümkün değildi ve Washington, Şevardnadze’ye bu iki bakanı görevden alması için çok güçlü baskı yaptı. Güvenlik ve içişleri bakanlıklarının başına getirilen yeni isimler, Pankisi Vadisi gibi bölgeler üzerinde Gürcistan’ın egemenliğini ve devletin güvenliğini yeniden kurma işine kendini ciddi adamış görünüyor. Bu birkaç ay öncesine kadar hiç gündemde olmayan ABD müdahalesini mümkün kıldı. Şu önemle vurgulanmalıdır ki; Sacaya yeni atanan bu iki bakanın akıl hocasıydı, bu sebeple böyle kritik bir zamanda onun “intiharı” basit bir rastlantıdan daha karışık görünüyor ve çok önemli soruları akla getiriyor.

Son olarak, ABD, bölgeyi daha önceden birkaç kere bombalayan Rusya’nın Pankisi’de bizzat askeri operasyonlara girişeceğinden endişe etti. Bu da, apaçık bir şekilde, Pankisi’deki militanların ve suç örgütlerinin güneydeki Gürcistan ve Azerbaycan’a yayılmasına öncülük edecekti. Her ne kadar Pankisi ciddi bir problem teşkil etmesine rağmen, en azından coğrafik olarak kuşatılmış durumda. ABD işe karıştığı için, Rusya böyle bir kampanyayı artık yönetemeyecek.

Rusya’dan gelen farklı sinyaller ise karışıklığın artmasına sebep oluyor. Putin, ABD’nin hareketlerini destekler görünse de gaz dağıtımını kesme kararı ve Abhazya’nın tanınması tartışmaları ne rastlantı, ne de Putin’den izinsiz olabilecek şeyler.

Ekim ayında ABD, Orta Asya’ya doğru yayıldığında, Putin üç gün boyunca bölge liderlerini ABD’nin üs taleplerini reddetmeleri konusunda etkilemeye çalıştı. Bunu başarmak için hiç şansı olmadığını anlayınca, Batı’daki itibarını ve politik şöhretini kaybetmemek için işbirlikçi görünmeye karar verdi. Gürcistan’da da Putin aynı taktiği kullanıyor, ABD’nin bölgeye girişini durduramayacağını biliyor, bu yüzden destekliyormuş gibi görünmeye çalışıyor.

Bu arada, bir yandan Rusya Parlamentosu’nun ağzıyla Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyacaklarını açıklayarak, diğer yandan da devletin enerji şirketlerini kullanarak, enerji dağıtımını kesme yoluyla Gürcistan’a baskı yapıyor. Gerçekte Rusya, Gürcistan’ı ABD ile olan askeri bağlarından caydırmak için elinden gelen her şeyi yapıyor.

* John Hopkins Üniversitesi Orta Asya–Kafkasya Enstitüsü’nce çıkarılan Orta Asya–Kafkasya Analizi Dergisi Editörü

Dr. Svante E. Cornell*

05.03.2002